ArşivOcak 9, 2009

AH BİR ÇOCUK KALSAM

Biz hep çocuk kalmalıydık aslında.
Üç taş, üç cam olmalıydı hayat.
En büyük kavgamız gazoz kapağından çıkmalıydı
ve en büyük acımız
öğretmenimizin başka şehre tayini olmalıydı.
Biz hep çocuk kalmalıydık aslında.
Büyümeğe özenmeliydik büyümeden…
İnsan dediğin,
yürükçe yorulan, yoruldukça ağlayan bir taş değil mi?
Çözmesi zor değil.
Sen ansın, yaşanan zaman…

ERHAN GÜLERYÜZ

İSTANBUL SENMİŞSİN

Dün gece yatak yorgan döşek, uyandım kanter içinde
Dünyayı kalayladım biraz, kötülük yok aslında içimde
Neden böyle yapayalnız, neden çaresiz gibi
Senden bir haber gelmez biliyordum
Senden bir umudum yok gibi

İstanbul’dan kolay kolay gitmezdim bilirsin
Tadı tuzu sendeymiş meğer İstanbul senmişsin
İhtiraslardan kolay kolay vazgeçmem bilirsin
İstanbul bitmedikçe sen hala benimsin.

ERHAN GÜLERYÜZ

KANAYAN..

Seni ben…
ellerinde kanayan güller varken sevdim…
akan kanlara inat.

Seni ben…
usulca kalbine akıttığın yaşları görerek sevdim…
akan kanlara inat.

Seni ben…
gözlerinde savaşın gölgesi…
yüreğinde acı dinmezken sevdim…
acıya ve savaşa inat.

Seni ben…
kem gözlere…
uzayıp giden mesafelere…
uçurumlara rağmen sevdim…
ölüme inat.

ERHAN GÜLERYÜZ

SEN..

Ne geceler ne gündüzler gördüm
En vazgeçilmez yeminlerden döndüm
Görmedim senin gibi sevmedim hiçkimseyi
Yapayalnızım şimdi unuttum gülmeyi………

Sen
Vaktinden çok sonra gelen
Sevdalı bir yağmur gibisin
Çisil çisil gözlerimden……

Sen
Çıldırmış şairlerin
Titreyen mısralarında
Bahsettiği o perisin

Pencereler önünde çürürken
Senden kalan çiçekler
Hayalin gözlerimin önünde
Bize ağlıyorum…….

Pencereler önünde çürürken
O güzelim yıllarım
Hayalin gözlerimin önünde
Bize ağlıyorum…

Güneş doğduğunda başka bir şehrin sabahında olacağım
Her insanın bir öyküsü vardır ya
Benimki de böyle işte…..
Bu sabah pencereden bak
Bu koca şehri sana bıraktım
Başka bir şehrin sabahından
Başka bir dilde
Elveda….

ERHAN GÜLERYÜZ

SANA BİRİKİYORUM

Artık çıkmıyorum İstiklal’e.
Sabah Fatma Hanım uyandırıyor.
Helva, ekmek, çay…
Bana onlar bakıyor.

Odanın hali perişan,
ben perişan.
Kimse yok işime karışan.

Ara sıra balkona çıkıyorum.
Fesleğenler kuruduğunda Ocaktı.
Ben baharı bekliyorum.

Ne olduğunu bilmediğim
bir umudum var hala
Gözüm şişelere takılıyor,
becerebilseydim ne ala.

Bu günlerde böyleyim ben,
yas denen şiirdeyim.
Bir köşede gülüşün var,
sırtımda kanlı bıçağın.

Hiçbir zaman duymayacağın,
duysan da anlayamayacağın
bir çığlıkta
sana birikiyorum…

ERHAN GÜLERYÜZ

SEVEREK AYRILANLAR

Severek ayrılanlar bilirler ayrılığı
Severek ayrılanlar yaşarlar pişmanlığı
Çok uzak şehirlerde aynı çarpar iki yürek
Çok uzak bir şehirde beklendiğini bilerek

Gün gelir için yanar elin gider mektuplara
Gün gelir beni ararsın gözün dalar uzaklara
Yaz gelir sıcak olur akşam sahil yollarında
Her adımda beni anarsın gözün dalar ufuklara

Rüzgar aşkımı kucağına alsa
Dağları tepeleri aşsa
Saçlarına ulaşsa

Severek ayrılanlar bilirler ayrılığı
Sen benim eş ruhumsun
Unutmuş olsan hissederdim
Unutmuş olsan yanımda durmazdı
her sabah hayalin
Seni görmek için geri geldim
Sen gideli çok olmuş
Nereye gidersen git
Çantanda bir resmim
Aklında gülüşüm olsun
Beni sen gerçekten sevdim
Bitmez demiştim bitmedim.

ERHAN GÜLERYÜZ

SEN ASLINDA ÇOK ESKİ BİR ŞEYE AŞIKSIN

künyeme kazıdım ölü doğmuş sevinçlerimi
ölürsem beni seninle ararlar şimdi

bak, incelirken zehirleniyorsun yavaş yavaş
beni yanaşma ruhum boğuyor geceleri

ölürsem beni seninle ararlar şimdi

yüreğim paslı bir sarnıç
gözyaşlarının demi hala avuçlarımda

sesleniyorsun sevdaların kilitlendiği manastırlardan
yaşamak güçlü olmak değildir her zaman

künyeme kazıdım ölü doğmuş sevinçlerini
ölürsem beni seninle ararlar şimdi

CEZMİ ERSÖZ